03-16-2008, 01:22 PM
Hey, ese!
Hatırlıyorum GTA ilk çıktığı zaman -basit bir tabir de olsa- yer yerinden oynamıştı. Aralık 1997'de bizi koltuklarımıza bağlayan, vahşet dolu insanoğlunun egosunu tatmin eden, başımızın belada olmadığı 1 dakika bile yoktu. o zamanın bilgisayar sistemlerine göre koskoca şehirlerde canımızın istediği şekilde dolaşıyorduk, millete dalıyorduk, polis dövüyorduk, araba çalıyorduk, kısacası dediğim gibi tam bir belaydık. Bunlar oyunun en önemli özelliği. Üstelik tepeden oynanışla değişik bir zevk katıyordu. Daha önce nerede görülmüş bu? Sadece yarışırdık ya da arabalarımızda silahlar olurdu ve diğer yarışanları uçururduk havaya. Sen istediğin arabayı çal, istediğini öldür, istediğin otobüsü havaya uçur, şehrin altını üstüne getir, istediğin görevi al ve parayı indir cebine... Bu nasıl bir genişliktir? Adamlar yapmış oyunu ve bizi içine atmışlar. Ne yaparsan yap diye.
Oyun ileri derecede (bu konuda birinci sırada "Postal" var derim) vahşet içeriyordu. Amaç da bu zaten. Kendimize şehirde bir saygı, bir ün elde ediyoruz. Biz pis işlerin adamıyız. Bunları yapmazsak bu saygıya nasıl kavuşuruz? Bir şekilde oyuna başlar ve bizim geçeceğimiz yollardan çok önce geçmiş insanlarla tanışır, bunlarla iş yapar ve parayı da "zulaya" atarız. İşimizi yaparken de tabi ufak tefek araç ve gereçlerimizi de yanımıza almayı ihmal etmezdik. Molotof kokteyli, uzi, el bombası... Bir şey değil, yetişkin oyuncakları. En basitinden adam öldürmeye, araba çalmaya, banka soymaya yardıma, transporter'dan uzaktan kumandalı arabayla hedefi yoketmeye kadar çeşitli görevlerimiz vardı. İşimizi zevkle yapıyorduk.
Oyun o kadar tutuldu ki GTA üzerine GTA geldi. sıradaki: GTA London. İsminden de anlaşıldığı gibi Londra'dayız. Birinci oyundaki özelliklerin elbet hepsini kaplamakla birlikte değişik olarak şehir, yeni silahlar, yeni (eski) arabalar ve tabi ki yeni görevler bizi bekliyordu. Kafa uçurmaya, polis katletmeye son gaz devam edildi. İşimizi seviyorduk.
Ne oldu? GTA II geldi! Nasıl geldi? Pir mi geldi? Onu bunu bilmem ama ilkini hiç aratmayacak şekilde geldi. Bunun nedenlerinden biri de oyunun artık 3Dfx kartına destek vermesi sonucunda oluşan grafiklerin güzelliği ve akıcılığıydı. Tam NFS Underground tarzı bir hava vardı. Heryer renk renk, ışıl ışıl... Değişen arabalar, silahlar, görevler dışında artık bizden başka, olaylara el koyan çeteler de vardı. Yalnız değildik ve başımızın çaresine bakmamız gerekiyordu. İşte bu çete işi burada başladı ve bugünün GTA'sına kadar geldi. Rus mafyası... Yakuzalar... Onların saygılarını kazanmaya çalışıyorduk. Malum hepimiz fazlayız. Ama bunların düşmanınız olmasını istemezsiniz. Her ne kadar böyle düşünseniz de bazı görevlerde diğer çeteye girmemiz gerekiyordu. Normal olarak da onun bize saygınlığı düşerken diğerininki artıyordu. Ama her koşulda ayakta durmaya çalışıyorduk. Biz bu iş için doğmuşuz.
Oyunun ayrı bir zevki de multiplayer oynamanızdı. IP'leri yazarak bağlanır ve iki oyuncu da seçtiğiniz 3 şehirden birinin iki ayrı bölgesinde başlatılırdı. Adamımızın çevresindeki ok, her zamanki gibi yine görevimizi gösteriyordu. Görev: Yok Et. Sizin, düşmanınızı bir binanın tepesinde beklemesi ve geldiğini gördükten sonra aşağıya bir bomba yollamanız ve onun döne döne hava uçması, unutulmayacak bir zevkti. Ayrıca en çok hoşuma giden kısım da şehrin belli yerlerinde bulduğunuz "çete oluşturma" özelliğiydi. Bunu alarak o an etrafınızda bulunan yayalardan 4-5 tanesi sizin tarafınıza geçiyor ve arkadaşınızı ortadan kaldırmanıza yardımcı oluyorlardı (Dostum Mustafa Yiğittop ile bu özelliği yeterince denemişimdir :)) Tabi bizim de bu konuda denek olmadığımızı söylemiyorum eheh. Limuzini alırdık, içine doldururduk kankilerimizi ve delicesine birbirimizi aramaya başlardık. Kaçış sahneleri de çok komikti.
Evet. Her oyun gibi 2D dünyasının bir bitiş noktası oluyor. Bazen iyi bazen de kötü sonuçlar doğuruyor bu. GTA da 3D'ye GTA III ile girdi. Oyun Liberty City adında oldukça büyük bir şehirde geçiyordu. Oyunun oynanış tarzı değişse bile kendisini yeterince sevdirdi. Çünkü türünün tek örneğiydi. Dediğim gibi artık her zaman çetelerde dolu şehirlerde boğuşacağız. Hangi çeteye dalarsanız onun düşmanının gözüne giriyorsunuz ve size tekliflerini sunuyor. Görevlerin gösterdiği çeşitlilik de oldukça fazlaydı.
GTA durdurak bilmiyor. sırada GTA: Vice City. Adamımız Tony Vercetti. Hikayeyi kısaca anlatırsak, Tony iş yaptığı arkadaşlarını gammazlamadığı için 15 yıl hapis yattıktan sonra şehre dönüyor ve eski patronu olan Sonny Forelli tarafından tekrar işe alınıyor. Ama işler planlandığı gibi gitmiyor. Para uçuyor, Tony herşeyini kaybediyor. Eve "ailesinin", Sonny'nin yanına dönüyor ama Sonny parasını istiyor. Tony bu parayı bulacağını söylüyor ve macerası boyunca önüne çıkan politikacılardan, motorculardan, Kübalılardan ve gangsterlerden kendi yöntemiyle kurtulmaya çalışarak işleri yoluna koymaya başlıyor. Yeni arabaların yanı sıra motorsiklet olarak chopper, kros, scooter ve race'in yanı sıra helikopter, deniz motoru ve uçak da kullanabiliyorduk. Araç bakımından oldukça zengin. Ambulans, polis, itfaiye ve taksi görevleriyle de birlikte çok geniş bir görev imkanı sunuyordu oyun bizlere. Üstelik karakterleri seslendirenler de ünlü kişilerdi. Ray Liotta (Tony Vercetti), Dennis Hopper (Speed), Jenna Jameson (aargh) ve daha birçoğu bu oyun için seslendirme yaptılar.
Wassup homie?!!
Bugünleri görmek de nasip oldu ya artık ölsem de gam yemem... Bir oyun için bunlar söylenebilir mi? Alt tarafı oyun sonuçta. Hayır, bu sadece oyun değil... Bu anlı şanlı Grand Theft Auto. Evet serinin (şimdilik) son oyunuyla karşınızdayız. Bu inceleme, düşündüğünüz gibi biraz geç gelmiş olabilir. Ama size bir şey söyleyeyim; bu oyunu oynamaya başladığınız zaman duramıyorsunuz. Öyle bir özelliği var. İçimden "Dur ya şurayı da geçeyim de öyle yazayım", "of acaba şimdi ne olacak, şundan sonra yazarım", "bu polislere tav oluyorum, indirmem lazım bunları, ondan sonra bakarız yazıya" gibisinden lafları sarfediyorum. Tabi bu gecikmenin içinde oyunun elime geç ulaşması da var. Ne derler "Geç olsun, güç olmasın". Ben de bu sefer ona uyuyorum hiç itiraz etmeden :)
Tabi bir GTA fanı olarak bu oyunu çıktığı anda, inceleme beklemeden alıp başlamanız oldukça normal bir davranış olmasa da mazur görülmelidir :) Biz şimdi bu oyunu daha önce oynamayanlar ve alıp almamakla (çok saçma ama neyse) kararsız kalanlar için güzelce bir inceleyelim.
Öncelikle oyunumuzun konusundan kısaca bahsedelim. Yine farklı bir karakter olan adamımızın adı Carl Johnson yani CJ. Los Santoslu CJ, burada geçirdiği hayattan bunalıyor ve Liberty City'e gidiyor. Beş yıllık bir zaman diliminden sonra evine, Los Santos'a cenaze için dönüyor. CJ'in annesi ölmüş. Öldürülmüş...
-Kafana dikkat et.
-Aaahh..!
-Pardon, benim hatam hahahaha...
Bu oyuna (genel olarak) başladığımızda başımız her zaman beladadır. Yani atıyorum, bir yere gidersiniz mesela bara, orada zaman iyi geçerken birden bazı serseriler sizinle uğraşmaya başlar ve olay büyümeden polis gelir ve size sataşanlar "Bunu ödeyeceksin" gibisinden laf ederler sonra çekip giderler ve biz de hayatımız devam ettirmek için bu serserilerle bir savaşa gireriz. Bu savaşın içinde de büyük patronlara bulaşır ya da bazılarının gözüne gireriz.
Ama bu kez öyle değil. uçaktan iniyoruz, Los Santos'a adımımızı atıyoruz, bir de bakmışız ki iki tane çarpık polis Frank Tenpenny ve Eddie Polaski hemen geliyor, bizimle uğraşmaya başlıyor. Gitsenize kardeşim başımdan. Arabaya atıyorlar niye geldin, ne işin var hayrola gibisinden laflar ederek paramızı (ç)alıyorlar ve araba giderken bizi atıyorlar dışarı! Bu polisleri ne yapmak lazım? Herneyse, Hood'a yani mahallemize, çocukluğumuzun geçtiği mekana dönüyoruz. Kardeşlerimizle hasret gideriyoruz ve annemizin nasıl öldürüldüğünü öğrenmeye çalışıyor, bir yandan da istemeden de olsa Los Santos'ta oluşan ve burayı mekan belleyen çeteleri temizlemeye çalışarak Groove Street Ailesi'ndeki saygınlığımızı, sokaklardaki ünümüzü ve en önemlisi de biricik şehrimiz Los Santos'u geri almaya çalışıyoruz. Önemli karakterlerden kısaca bahsetmek gerekirse:
CJ (Carl Johnson): 5 yıl aradan sonra mahallesine döner ve işleri yoluna koymaya çalışır. Çünkü başka seçeneği yoktur.
Sweet (Sean Johnson): Lider. Uyuşturucu satışını engellemeye ve bir yandan da bazı çetelerle barış sağlamaya çalışıyor. Sinirli biri. Bulaşmamak gerek. Bana sorarsanız sinirlenirse aileden birini (Big Smoke belki) bile öldürebilir gözünü kırpmadan.
Kendl Johnson: CJ ve Sweet'in kız kardeşi oluyor kendileri. Sweet ile ne zaman birlikte gözükse orada kesin bir kavga oluyor. Kızın çıktığı adamlara sinir oluyor tabi. Sokaklar tehlikeli. Sevgilisi Cesar.
Big Smoke (Melvin Harris): Midesinden başka bir şey düşünmez. İş konusunda pek iyi değil. Eline yüzüne bulaştırıyor bazen. İçimden bir his bu adamın bize kazık atacağını söylüyor. Tenpenny ve Polaski çok sıkıştırıyor bunu köşeye. Ördek gibi.
Ryder (Lance Wilson): Elinden sigarası düşmez bunun da. Bize verdiği işler sağlam baya. Çok kolay değil. Sabır ve dikkat istiyor. Kendi halinde takılır ama aileden biri. Görev alırken de göreceksiniz ki arabayı hep bizim kullanmamız pek hoşuna gitmiyor, değil mi? Fool!
OG Loc (Jeffery): Tam bir özenti. Şarkısı berbat, işleri halletmesi berbat, konuşması, giyinmesi... Kendisine Jeffery denmesinden nefret eder. Artık o bir gangster. Müzikle uğraşan ama doğru düzgün şarkı yazamayan ve Madd Dogg'un sözlerini çalan, gangster olma çabasında sefil bir insan işte.
Frank Tenpenny ve Eddie Polaski: Pis işleri bize yaptıran iki tane akıllı geçinen polis. Adamımızı tehdit ederek onun belada olan başını iyice belaya sokuyorlar ki çetelerin birbirlerine girip kendi kendilerini yok etmelerini istiyorlar. Fazla yaşayacaklarını düşünmüyorum. CJ patlama noktasına gelecek elbet :).
Evet karakterlerden ve hikayeden kısaca bahsettikten sonra gelelim oyundaki büyük yeniliklere. o kadar çok ki nereden başlayacağım bilmiyorum. Oynadığım sıraya göre anlatmaya çalışalım.
I'm the real deal fool!
Los Santos, Los Venturas, San Fierro'dan oluşuyor mekanlarımız. San Fierro, San Francisco'dan gelmiş sanırım ve arama sonuçlarında sadece GTA ile ilişkili sayfalar buldum. Diğer ikisi hakkında ise epey bir bilgi mevcut. Çeteler ise Groove Street Families, The Ballas, Varios Los Aztecas, Los Santos Vagos, Da Nang Boys, San Fierro Rifa, Triads...
Ekranımızı tanıyalım. Harita, silah, kalkan (armor) ve saatten oluşuyor. Önceki GTA'lardan (GTA III, GTA VC) bir farkı yok. Ama L1 tuşuna bastığınız zaman sol alt köşede istatistikleri görüyoruz. Yeniliklerden biri bu. Çok güzel düşünülmüş. Burada adamımızın saygınlığı, kilosu, dayanma gücü, kuvveti, hızı gibi artış veya azalış gösterebilen barları var. Hepsi en sona dayanacak diye bir şey yok tabi ki. Stamina yani dayanıklılık ne kadar uzun olursa o kadar iyi. Bu sayede koşarak daha fazla yol katedebiliyoruz, hemen tıkanmıyoruz. Kiloyu ise ortayı geçmeyecek şekilde hatta belki de hiç artmayacak şekilde tutabilirsiniz. Daha çevik hareket edersiniz. Fiziksel göstergeler de diyebiliriz buna.
Respect, yani saygı çok zor yükseliyor. Yenilikler bununla kalmıyor. Dövme yaptırabiliyor ve saçlarımıza istediğimiz şekli (en azından listedekilerden) verebiliyoruz. Afro, amerikan tıraşı, örgülü (Iverson) gibi bir çok şekil mevcut. Bunlara sakal ve bıyık da ekleyin. Yaptırdığınız her şeyde saygınlığınız ve Sex Appeal yani çekiciliğiniz, cazibeniz biraz daha artıyor. Daha çok para kazandıkça daha pahalı dövmeler, daha şık saç modelleri yaptırın.
Bu sefer eski GTA'lardaki gibi öyle kalp şeklinde sağlık bulamıyoruz her yerde. Onun yerine restoranlar, fast-foodlar, tavuk burger, şiş kebap (ah keşke) gibi yerlere gidip istediğimiz herhangi bir menüyü seçip mideye indiriyoruz. Yedikçe sağlığımız artıyor ve aşırıya kaçarsak bu sefer de şişmanlamaya başlıyoruz. Ama merak etmeyin. Bunu bisiklet kullanarak ve bazen de depar atarak giderebiliriz.
Bisiklet mi dedim? Evet, artık GTA'da bisiklet de mevcut. Binerek gerçek hayattaki eski günlerinizi hatırlar gibi oluyorsunuz. Ayakta kullanarak ön kaldırmak çok zevkli. Yalnız çok şaha kalkarsak fırlıyoruz bisikletten. Düşüşler çok komik olmuş :) Yeri gelmişken söyleyelim. Bisikleti kullanırken hızlıca X'e basarsanız, köklersiniz. Şişmanlığınıza da çare bulmuş olursunuz; artı, bisiklet beceriniz de artmaya başlar.
Arabalara gelince: Şık ve detaylı yapılmış, aynı GTA III ve VC'deki gibi. En azından PS2 için. Eski GTA'lardaki arabalardan ve motosikletlerden ayrı yeni birçok model gelmiş oyuna. Hasar modellemesinde bir fark yok. Ama bu sefer virajları hızlıca alamıyoruz. El frenine asılırsak çok dönüyor ve direklere çarparsak araba dünyasını şaşırıyor. Viraj alırken biraz yavaşlayın derim. Kazasız belasız, düzgün kullanırsak Driving Skill (sürüş yeteneği) artıyor. Bu bisiklet veya motosiklet için de geçerli. Diğer bir yenilik arabamızı modifiye edebiliyoruz. NFSU kadar olmasa da yine de arabamıza oldukça şık bir görüntü verebiliyoruz. Ancak NFSU'da yüzebiliyor muyduk arkadaşlar? Bakın burada yüzüyoruz da; ohhh serin serin. Arabayla denize, nehire ya da göle uçtuğumuzda boğulmak yerine yüzebilmek ne hoş. X tuşu bu iş için var; ne kadar hızlı basış o kadar hızlı yüzüş. Her seferinde eleman taş yutmuş gibi dibe dalardı ama o ile dibe dalarak serinleyebiliriz heh.
Durun daha bitmedi. Üstümüze başımıza güzel elbiseler alarak da kendimize artı puan ekliyoruz. Seçebildiklerimizin içinde şapka, bandana, kot, ayakkabı, kolye, saat, tişört gibi şeyler mevcut. Adamımız giriyor kabine ve seçenekler geliyor karşımıza. X ile seçip kabinden çıkıyor şöyle aynaya bakıyor ve hoşumuza giderse yine X ile satın alıyoruz ve elbise direkt evimizdeki gardırobun yerini alıyor. Elbise satın aldıktan sonra "Saolun efendiiiiiim", "Tekrar bekleriiiizz", "Bu size çok yakıştııı" gibi lafları eden mayhoş sesli bir tezgahtar kız var. Güzel olsaymış iyiymiş de... bu biraz sinir :)
sırada vücut geliştirme var; Çok keyifli. Birkaç görevden sonra artık salona gidebilir duruma geliyoruz. Evimize çok yakın zaten. Biraz gezinti yaptıktan sonra... İşte içerdeyiz. Koşu bandı, dambıl, halter ve bisiklet gibi aletlerden herhangi birini ÜÇGEN tuşu ile seçiyoruz ve çalışmak istediğimiz kiloyu ya da hızı ayarlıyoruz. Koşu bandında ve bisiklette X'e var gücünüzle bas bas bas bas bas...(ayrıca bu esnada dijital tuşlardan sağ ya da sola basarsanız seviye artar) Dambılda ve halterde X ve o (önce X sonra o, önce X sonra o, önce X sonra o) hızlı bir şekilde kullanıyoruz. Bir de orada kum torbalarını döven bir amcam var. Onunla konuştuğumuzda eğer yeterince kas yapmışsak bizimle ringde dövüşmeyi kabul ediyor ve yeni dövüş hareketleri öğretiyor. Öğretiyor derken size vurmasını beklemeyin, direkt dalın :) Yenilmeyin yoksa hastanede her şeyinizi kaybetmiş başlarsınız. R1 tuşu ile rakibe kilitlenip yumruklarınızı savurun. Yeni hareketlerin nasıl yapıldığını zaten size anlatıyor.
Yo, OG Loc Indahouse!
Şimdi sıkı durun bomba geliyor... GTA 2'de de olduğu gibi artık yanımıza çete üyelerini alabileceğiz ve görevlere onlarla gidebileceğiz! İşte mükemmel bir özellik. Bunu nasıl yapacağız derseniz, mahallenizde dolaşan yeşil ceketli, bandanalı, ellerinde silahlar olan tiplerin yanına gidin ve R1'e basarak herhangi birini hedef alın sonra da yukarı yöne bir kere basarak bu adamı yanımıza alıyoruz. Analog çubuğundan, yani L3'ten bahsetmiyorum. Dijital tuşlardan yukarı yöne basmanız gerekli. Bu işlemi diğer adamlara da uygulayın ve göreve 4 kişi birlikte gidin. Tabi bir van ya da 4 kişiden fazla alan bir araç olursa sanırım bunu 5 de yapabiliriz. Ama o kadar fazla adam dolaşmıyor mahallede.
Yukarı ve aşağı tuş fark ediyor. Sağ ve sol da insanlarla konuşurken olumlu ve olumsuz cevap vermemize yarıyor. Bu arada öyle her zaman "Hadi moruk, gidelim işimiz var" diye çete elemanlarını çağırmamız, onların illa da bizimle gelecekleri anlamına gelmez :). Yapacak başka işleri varmış çünkü. Vay vay vay... Adam olmuş bizimkiler.
Yeniliklere devam. Bazı görevler var ki arabayla ya da kendiniz dans etmeniz gerekiyor. Arabayla nasıl olacak? Aynı NFSU'daki gibi arabamızı hop hop zıplatarak! İlk denemede başarısız olmuştum tabi olayı tam anlayamamıştım. Ama oynayınca çok zevkli geldi. Görev alanına geldikten sonra ne yapmanız gerektiği ekranda anlatılıyor ama biz açıklayalım. Ekranın ortasında en altta bir daire var ve oraya ekranın alt sağından gelen Kare, Üçgen, Daire, X veya Yukarı, Aşağı, Sağ ve Sol tuşlarını görüyoruz. Yapacağımız şey bu tuşlara ortadaki dairenin tam içine girdiği an basmamızdır.
Arka planda müzik çalıyor ve tuşlara müziğin ritmine göre ayak uydurarak basmak gerekiyor. Mesela CJ ile (arabasız) örnek verecek olursak; Bir şarkı düşünün. İki tane peş peşe Bum Bum bas, ardından da Tıs sesi geliyor. o sırada da ortadaki dairenin içine doğru gelen iki tane Kare yanyana ve bir tane de X (değişebilir) tuşu görüyoruz. Siz de o şarkı nerde Bum Bum, nerede Tıs ediyorsa kareye ve X'e de o an basacaksınız. Zaten bu olaylar da tam dairenin içinde oluyor. Arabada ise Yukarı, Aşağı, Sağ ve Sol (L3) yapmak gerekiyor. Şarkılar da çok güzel zaten. Bu tarz görevleri bitirmek için belli bir limit var ve onu geçmemiz lazım. Geçmeniz gereken miktar ekranda gözüküyor ve siz hatasız devam ettikçe artıyor. Rakipleriniz de çok kötü değil bu arada!
İşte oyunumuz bu tarz çok farklı görevler içeriyor. Zaten her GTA oyunu, bir öncekine göre çok fazla yenilik içeriyor. Merak ediyorum bundan sonra ne olacak diye. Yaptığımız görevler arasında sadece silah kullanmak da var. Aracı başka bir elaman kullanıyor. Çok hoşuma giden sahnelerden bir-ikisini de anlatayım: Treni bir kros motorla takip ettiğimiz görev var. Arkanızda ise Big Smoke. Trenin üstünde diğer çetelerin üyeleri var ve bunları indirmeye çalışıyoruz. Uzun süren tren takibi, tünele girerken karşı yönden gelen diğer tren ile adrenalini yüksek bir ana dönüşüyor. Yapmanız gereken soğukkanlı olmak :) İki tren arasında direksiyonu düz tutmaya çalışmak. "Of o neydi beea" diye söylenerek adamları şişlemeye devam ediyoruz. Sonunda trendeki malları araba yüklüyoruz ama bir de bakmışız diğer çete peşimizi bırakacak gibi değil. Mallarla yüklü arabadan kaçarken takip ediliyoruz ve yüklediğimiz malları alarak bizi takip edenlere fırlatıyoruz! Gerçekten son derece zevkli bir görev.
Başka bir örnek daha vermek gerekirse, tam Terminator II'yi yaşatan bir sahne mevcut. Bu görev de yine Big Smoke ile beraberiz. Bu adam da tam action adamı kardeşim. BS ile birlikte binayı basarak katliam yapıyoruz ve oradan kaçarken yine peşimize motorlu, arabalı tipler takılıyor. Siz de, BS motoru sürerken arkanızdakileri indirmeye çalışıyorsunuz ve ilerledikçe trafikte kazalar, patlamalar oluyor ve bu işe çok büyük heyecanlar katıyor. Bir sahne var ki T2 birden gözümün önüne geldi. o da John Conner'ın kanalda kros motoruyla durarak T-1000'i atlattığını düşündüğü an, T-1000'in köprüden araba taşıyan tırla kanala atlaması ve peşine düşmesi. Burada tek fark biz durmuyoruz tabi, kaçıyoruz :). Tır köprüden atladıktan sonra takibe katılıyor haliyle. Gerçekten harika sahneler ve "Vay bee", "süper yaa" demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Tam gaz devam... Bir görev sonucunda kızın tekini kurtarıyoruz ve aramızda bir ilişki başlıyor! Evet, sevgilimiz oluyor oyunda. Sizin mahallenize yakın oturuyor zaten ve haritada kalp şeklinde çıkıyor. Bu hatunla birlikte barlara, restoranlara gidebilir, güzel vakit geçirebilirsiniz. Günün belli saatlerinde oluyor (genelde akşamdan sonra) ve kapının önüne geliyorsunuz, alıyorsunuz, istediğiniz yere gidiyorsunuz romantik bir gece geçirmek için :). Ayrıca sevgilinize çiçek de ***ürebilirsiniz. Çiçeği L1 tuşu ile verebilirsiniz. Değişik yerlerde çıkıyor çiçekler. Unutmadan L1 ile sevgilimizi öpüyoruz da. ;) canım benim.
'right baby, I'm down!
Görevlere bir de "Splinter Cell" misali görevler de eklenmiş. Yani sessiz olmamız lazım. Bunun için L3 tuşuna basarak yavaşça ilerliyoruz ve alacağımızı aldıktan sonra kankamız Ryder'ın kullandığı vana yüklüyoruz, sonra içerde geri kalanları da toplayarak buradan gün doğmadan önce ayrılıyoruz. Evin içinde hızlı hareket ettiğinizde ya da kapıları hızlı bir şekilde açtığınızda gürültü-metre artıyor ve sona dayandığı zaman ev sahibi uyanıyor. Aman dikkat. Çok sabır isteyen bir iş. Diğer görevlerde ise düşmanlarımızı sessizce indirmek için arkasındayken o tuşuna basıyoruz (bıçak seçiliyken) ve... Boğazkesen seni...
-Aah be cepte de para kalmadı...
-Bi gideyim ben şu bizim ganyancı Osman abiye...
At yarışı! Makinenin önündeyken Üçgen'e basarak ve karşımıza gelen ekranda beş tane beygir/aygır/stallion/vs. bulunuyor. Bunların yanında da 1'e kaç verdikleri yazıyor. Herhangi birini X'le seçip sağ taraftaki menüye geçerek buradan da ne kadar para yatıracağımızı seçiyoruz. 1/9 seçip 1000$ yatırırsanız kazandığınız takdirde 9000$ alıyorsunuz. Ayrıca bazı dükkanlarda atari oyunları da mevcut. Yine atarinin önündeyken Üçgen'e basıyoruz ve başlıyoruz oynamaya. Oyunlar çeşitlilik gösteriyor. Ama eski karakutu tarzı oyunlar. Bir Doom3, FarCry beklememek lazım :). Ama GTA 1 ya da 2'yi koysalardı nasıl olurdu acaba? Ufacık bir şehirde terör estirmecesine. Bence süper olurdu yahu. Akıllarına gelmiş midir acaba?
Oyunda ilerledikçe yeni karakterler çıkıyor ve bunlardan görev almaya başlıyorsunuz. Bir yandan da senaryoda ilerliyorsunuz tabi. Mesela Cesar'ın kız kardeşiyle, Catherina ile tanışıyoruz. Ardından Cesar'ın kulakları çok fena şekilde çınlıyor! Allah kimsenin başına böyle bir kadın vermesin :) Bunu The Truth, Wu Zi Mu gibi karakterler takip ediyor.
Fotoğraf makinesinden söz etmiş miydim? Evimizde ikinci katta yatağımızın yanında duruyor kendisi. R1 ile çekeceğimiz yere geliyoruz, o ile resim çekiyor ve dilersek L1 ile resim çekerek, resmi kaydedebiliyoruz. Fotoğraf kullanmak zorunda olduğunuz görevlerde önce o ile resmi çekin ve ardından da işinizi garantiye almak için L1 ile çekin. Her ne kadar o ile yapmış olmanız yeterli olsa da dediğim gibi garantiye alın kendinizi. Görev bittikten sonra da silin. Bunun için Start'a ve ardından Gallery'e gelerek istediğiniz resmi önce X ile seçip ardından delete diyerek silebilirsiniz.
Hatırlarsınız, eski GTA'larda 100 tane bulmamız gereken şeyler vardı. Değişiklik gösteriyordu bu. GTA SA'da ise bunun yerini oyun boyunca duvarlarda göreceğimiz spreyle yazılmış yazıları (çetelerin isimlerinin bulunduğu) bularak kendi z-Groove Street yazısını üstüne boyamak olacak. eğer elinizde sprey yoksa bunu evden alabilirsiniz. R1 yaparak yazıyı hedefe alıyor ve o ya da L1 ile boyuyoruz. 100 tane canım, bir şey değil ki :).
Müziklere gelince. Oyunla son derece uyuşmuş müzikler mevcut yine. Gerçekten çok iyi seçiyor yapımcı abiler. Buradan oyun içinde hangi müziklerin çaldığını görebilirsiniz. Sonrasında ne yapacağınızı biliyorsunuz zaten :)
Kontroller
GTA'yı daha önce konsolda hiç oynamadığım için bazen adamı kontrol etmek insanı çileden çıkarabiliyor. En azından benim için. Çileden çıkarıyor demiştim. PC'de oynarken mouse ile hedefleri çok kolay bir şekilde seçebiliyordum tabi. PS2'ye gelince biraz alışmak ve alışana kadar da ağzımdan epey bir kötü sözcük çıkması kaçınılmaz oldu.
Kontrolleri değiştiremediğimizi önce baştan belirtelim. Karakteri sadece analog (L3) ile yönlendiriyoruz. Dijital yön tuşlarının, diğer elemanlarla konuştuğumuzda sadece olumlu ve olumsuz cevap vermemizi ve çeteyi yönlendirirken de bizi takip edip etmemelerini sağlıyoruz. Silah çektikten sonra (R1) eliniz ayağınız dolaşmasın diye o'dan ayrı L1 ile de ateş edebiliyoruz. Bu çok yararlı. Çatışmada eciş bücüş olmak zorunda kalmıyoruz. R2 ve L2 ile de hedef seçiyoruz sağ ve sol olarak. Hedef seçiliyken adamımız yürüdüğü sırada silah hep ona doğrultulmuş oluyor ve adam öldükten sonra hedef sapıtıyor böyle nereye gittiğini şaşırıyor insan.
Silah doğrultmadığımız zamanlarda ise R2 ve L2 ile silah değiştiriyoruz. Herhangi bir aracı arkadaşımız kullanıyor ve sizin de ateş etmeniz gerekiyorsa mouse'u çok arıyor insan. Bunlar tabi her oyunda olan ufak tefek zorluklar. Ama bazen sırf bu yüzden oyunu aldığınıza, oynadığınıza lanetler ediyorsunuz bazen de ağzınız kulaklarınıza varıyor. İkinci dediğim daha çok merak etmeyin :). Start'a basarak Galeri, Kontroller, Harita, İstatistikler gibi bilgileri görüyoruz. Haritada o tuşu ile varmak istediğiniz yeri işaretleyerek gitmeniz, işinizi çok kolaylaştırıyor, artı, haritada hedefi gezdirdiğiniz yerlerin isimleri çıkıyor. Çok gelişmiş. Ayrıca mesela görevi tamamladık ve kaydetmeye gidiyoruz ve yolda spreyle boya yapılacak yazı görüyoruz, "aaa sprey yok!". Neymiş efendim bu tarz bir eşya olursa diğeri olmuyormuş. Bunun yerini de fotoğraf makinesi alıyor. Eksi işte. Ufacık kutu, dursun yanımızda ne olur sanki? Elin bilim adamı cebinde 500 kilo silah taşıyor...
GTA SA'da mükemmel yenilikler mevcut. Oyundan asla sıkılmıyorsunuz. Dediğim gibi bir kaç görev insanı deli ediyor. Ama geçince de "işte ben buyum! ROAAAR YAKLAŞMAYIN" oluveriyorsunuz hemen. Banka soymaktan paraşütle atlamaya, uçak kullanmaktan tır çalmaya kadar birçok yeni görev sizleri bekliyor. Sokakta ve pistteki yarışlar, askeri üsteki katliamlar sizi ekrana kilitleyecek. İyi de bir ses sisteminiz varsa işte o zaman keyfinize denecek yok. Pro Logic II destekliyor kendileri.
Hepinize bol oyunlu günler diliyorum...
-Hey in o lanet olası arabadan...Küüüt!!! -Ahhh!!!
-Arabana ihtiyacım var. Alt tarafı bi araba işte. -Ama...
-Küüüt!! İyi misin? Umarım değilsindir.
-Şunun kılık kıyafetine bak! Sana güzel bir tişört lazım tatlım...
Biri Sex Shop mu dedi..? Demedi değil mi...
Hatırlıyorum GTA ilk çıktığı zaman -basit bir tabir de olsa- yer yerinden oynamıştı. Aralık 1997'de bizi koltuklarımıza bağlayan, vahşet dolu insanoğlunun egosunu tatmin eden, başımızın belada olmadığı 1 dakika bile yoktu. o zamanın bilgisayar sistemlerine göre koskoca şehirlerde canımızın istediği şekilde dolaşıyorduk, millete dalıyorduk, polis dövüyorduk, araba çalıyorduk, kısacası dediğim gibi tam bir belaydık. Bunlar oyunun en önemli özelliği. Üstelik tepeden oynanışla değişik bir zevk katıyordu. Daha önce nerede görülmüş bu? Sadece yarışırdık ya da arabalarımızda silahlar olurdu ve diğer yarışanları uçururduk havaya. Sen istediğin arabayı çal, istediğini öldür, istediğin otobüsü havaya uçur, şehrin altını üstüne getir, istediğin görevi al ve parayı indir cebine... Bu nasıl bir genişliktir? Adamlar yapmış oyunu ve bizi içine atmışlar. Ne yaparsan yap diye.
Oyun ileri derecede (bu konuda birinci sırada "Postal" var derim) vahşet içeriyordu. Amaç da bu zaten. Kendimize şehirde bir saygı, bir ün elde ediyoruz. Biz pis işlerin adamıyız. Bunları yapmazsak bu saygıya nasıl kavuşuruz? Bir şekilde oyuna başlar ve bizim geçeceğimiz yollardan çok önce geçmiş insanlarla tanışır, bunlarla iş yapar ve parayı da "zulaya" atarız. İşimizi yaparken de tabi ufak tefek araç ve gereçlerimizi de yanımıza almayı ihmal etmezdik. Molotof kokteyli, uzi, el bombası... Bir şey değil, yetişkin oyuncakları. En basitinden adam öldürmeye, araba çalmaya, banka soymaya yardıma, transporter'dan uzaktan kumandalı arabayla hedefi yoketmeye kadar çeşitli görevlerimiz vardı. İşimizi zevkle yapıyorduk.
Oyun o kadar tutuldu ki GTA üzerine GTA geldi. sıradaki: GTA London. İsminden de anlaşıldığı gibi Londra'dayız. Birinci oyundaki özelliklerin elbet hepsini kaplamakla birlikte değişik olarak şehir, yeni silahlar, yeni (eski) arabalar ve tabi ki yeni görevler bizi bekliyordu. Kafa uçurmaya, polis katletmeye son gaz devam edildi. İşimizi seviyorduk.
Ne oldu? GTA II geldi! Nasıl geldi? Pir mi geldi? Onu bunu bilmem ama ilkini hiç aratmayacak şekilde geldi. Bunun nedenlerinden biri de oyunun artık 3Dfx kartına destek vermesi sonucunda oluşan grafiklerin güzelliği ve akıcılığıydı. Tam NFS Underground tarzı bir hava vardı. Heryer renk renk, ışıl ışıl... Değişen arabalar, silahlar, görevler dışında artık bizden başka, olaylara el koyan çeteler de vardı. Yalnız değildik ve başımızın çaresine bakmamız gerekiyordu. İşte bu çete işi burada başladı ve bugünün GTA'sına kadar geldi. Rus mafyası... Yakuzalar... Onların saygılarını kazanmaya çalışıyorduk. Malum hepimiz fazlayız. Ama bunların düşmanınız olmasını istemezsiniz. Her ne kadar böyle düşünseniz de bazı görevlerde diğer çeteye girmemiz gerekiyordu. Normal olarak da onun bize saygınlığı düşerken diğerininki artıyordu. Ama her koşulda ayakta durmaya çalışıyorduk. Biz bu iş için doğmuşuz.
Oyunun ayrı bir zevki de multiplayer oynamanızdı. IP'leri yazarak bağlanır ve iki oyuncu da seçtiğiniz 3 şehirden birinin iki ayrı bölgesinde başlatılırdı. Adamımızın çevresindeki ok, her zamanki gibi yine görevimizi gösteriyordu. Görev: Yok Et. Sizin, düşmanınızı bir binanın tepesinde beklemesi ve geldiğini gördükten sonra aşağıya bir bomba yollamanız ve onun döne döne hava uçması, unutulmayacak bir zevkti. Ayrıca en çok hoşuma giden kısım da şehrin belli yerlerinde bulduğunuz "çete oluşturma" özelliğiydi. Bunu alarak o an etrafınızda bulunan yayalardan 4-5 tanesi sizin tarafınıza geçiyor ve arkadaşınızı ortadan kaldırmanıza yardımcı oluyorlardı (Dostum Mustafa Yiğittop ile bu özelliği yeterince denemişimdir :)) Tabi bizim de bu konuda denek olmadığımızı söylemiyorum eheh. Limuzini alırdık, içine doldururduk kankilerimizi ve delicesine birbirimizi aramaya başlardık. Kaçış sahneleri de çok komikti.
Evet. Her oyun gibi 2D dünyasının bir bitiş noktası oluyor. Bazen iyi bazen de kötü sonuçlar doğuruyor bu. GTA da 3D'ye GTA III ile girdi. Oyun Liberty City adında oldukça büyük bir şehirde geçiyordu. Oyunun oynanış tarzı değişse bile kendisini yeterince sevdirdi. Çünkü türünün tek örneğiydi. Dediğim gibi artık her zaman çetelerde dolu şehirlerde boğuşacağız. Hangi çeteye dalarsanız onun düşmanının gözüne giriyorsunuz ve size tekliflerini sunuyor. Görevlerin gösterdiği çeşitlilik de oldukça fazlaydı.
GTA durdurak bilmiyor. sırada GTA: Vice City. Adamımız Tony Vercetti. Hikayeyi kısaca anlatırsak, Tony iş yaptığı arkadaşlarını gammazlamadığı için 15 yıl hapis yattıktan sonra şehre dönüyor ve eski patronu olan Sonny Forelli tarafından tekrar işe alınıyor. Ama işler planlandığı gibi gitmiyor. Para uçuyor, Tony herşeyini kaybediyor. Eve "ailesinin", Sonny'nin yanına dönüyor ama Sonny parasını istiyor. Tony bu parayı bulacağını söylüyor ve macerası boyunca önüne çıkan politikacılardan, motorculardan, Kübalılardan ve gangsterlerden kendi yöntemiyle kurtulmaya çalışarak işleri yoluna koymaya başlıyor. Yeni arabaların yanı sıra motorsiklet olarak chopper, kros, scooter ve race'in yanı sıra helikopter, deniz motoru ve uçak da kullanabiliyorduk. Araç bakımından oldukça zengin. Ambulans, polis, itfaiye ve taksi görevleriyle de birlikte çok geniş bir görev imkanı sunuyordu oyun bizlere. Üstelik karakterleri seslendirenler de ünlü kişilerdi. Ray Liotta (Tony Vercetti), Dennis Hopper (Speed), Jenna Jameson (aargh) ve daha birçoğu bu oyun için seslendirme yaptılar.
Wassup homie?!!
Bugünleri görmek de nasip oldu ya artık ölsem de gam yemem... Bir oyun için bunlar söylenebilir mi? Alt tarafı oyun sonuçta. Hayır, bu sadece oyun değil... Bu anlı şanlı Grand Theft Auto. Evet serinin (şimdilik) son oyunuyla karşınızdayız. Bu inceleme, düşündüğünüz gibi biraz geç gelmiş olabilir. Ama size bir şey söyleyeyim; bu oyunu oynamaya başladığınız zaman duramıyorsunuz. Öyle bir özelliği var. İçimden "Dur ya şurayı da geçeyim de öyle yazayım", "of acaba şimdi ne olacak, şundan sonra yazarım", "bu polislere tav oluyorum, indirmem lazım bunları, ondan sonra bakarız yazıya" gibisinden lafları sarfediyorum. Tabi bu gecikmenin içinde oyunun elime geç ulaşması da var. Ne derler "Geç olsun, güç olmasın". Ben de bu sefer ona uyuyorum hiç itiraz etmeden :)
Tabi bir GTA fanı olarak bu oyunu çıktığı anda, inceleme beklemeden alıp başlamanız oldukça normal bir davranış olmasa da mazur görülmelidir :) Biz şimdi bu oyunu daha önce oynamayanlar ve alıp almamakla (çok saçma ama neyse) kararsız kalanlar için güzelce bir inceleyelim.
Öncelikle oyunumuzun konusundan kısaca bahsedelim. Yine farklı bir karakter olan adamımızın adı Carl Johnson yani CJ. Los Santoslu CJ, burada geçirdiği hayattan bunalıyor ve Liberty City'e gidiyor. Beş yıllık bir zaman diliminden sonra evine, Los Santos'a cenaze için dönüyor. CJ'in annesi ölmüş. Öldürülmüş...
-Kafana dikkat et.
-Aaahh..!
-Pardon, benim hatam hahahaha...
Bu oyuna (genel olarak) başladığımızda başımız her zaman beladadır. Yani atıyorum, bir yere gidersiniz mesela bara, orada zaman iyi geçerken birden bazı serseriler sizinle uğraşmaya başlar ve olay büyümeden polis gelir ve size sataşanlar "Bunu ödeyeceksin" gibisinden laf ederler sonra çekip giderler ve biz de hayatımız devam ettirmek için bu serserilerle bir savaşa gireriz. Bu savaşın içinde de büyük patronlara bulaşır ya da bazılarının gözüne gireriz.
Ama bu kez öyle değil. uçaktan iniyoruz, Los Santos'a adımımızı atıyoruz, bir de bakmışız ki iki tane çarpık polis Frank Tenpenny ve Eddie Polaski hemen geliyor, bizimle uğraşmaya başlıyor. Gitsenize kardeşim başımdan. Arabaya atıyorlar niye geldin, ne işin var hayrola gibisinden laflar ederek paramızı (ç)alıyorlar ve araba giderken bizi atıyorlar dışarı! Bu polisleri ne yapmak lazım? Herneyse, Hood'a yani mahallemize, çocukluğumuzun geçtiği mekana dönüyoruz. Kardeşlerimizle hasret gideriyoruz ve annemizin nasıl öldürüldüğünü öğrenmeye çalışıyor, bir yandan da istemeden de olsa Los Santos'ta oluşan ve burayı mekan belleyen çeteleri temizlemeye çalışarak Groove Street Ailesi'ndeki saygınlığımızı, sokaklardaki ünümüzü ve en önemlisi de biricik şehrimiz Los Santos'u geri almaya çalışıyoruz. Önemli karakterlerden kısaca bahsetmek gerekirse:
CJ (Carl Johnson): 5 yıl aradan sonra mahallesine döner ve işleri yoluna koymaya çalışır. Çünkü başka seçeneği yoktur.
Sweet (Sean Johnson): Lider. Uyuşturucu satışını engellemeye ve bir yandan da bazı çetelerle barış sağlamaya çalışıyor. Sinirli biri. Bulaşmamak gerek. Bana sorarsanız sinirlenirse aileden birini (Big Smoke belki) bile öldürebilir gözünü kırpmadan.
Kendl Johnson: CJ ve Sweet'in kız kardeşi oluyor kendileri. Sweet ile ne zaman birlikte gözükse orada kesin bir kavga oluyor. Kızın çıktığı adamlara sinir oluyor tabi. Sokaklar tehlikeli. Sevgilisi Cesar.
Big Smoke (Melvin Harris): Midesinden başka bir şey düşünmez. İş konusunda pek iyi değil. Eline yüzüne bulaştırıyor bazen. İçimden bir his bu adamın bize kazık atacağını söylüyor. Tenpenny ve Polaski çok sıkıştırıyor bunu köşeye. Ördek gibi.
Ryder (Lance Wilson): Elinden sigarası düşmez bunun da. Bize verdiği işler sağlam baya. Çok kolay değil. Sabır ve dikkat istiyor. Kendi halinde takılır ama aileden biri. Görev alırken de göreceksiniz ki arabayı hep bizim kullanmamız pek hoşuna gitmiyor, değil mi? Fool!
OG Loc (Jeffery): Tam bir özenti. Şarkısı berbat, işleri halletmesi berbat, konuşması, giyinmesi... Kendisine Jeffery denmesinden nefret eder. Artık o bir gangster. Müzikle uğraşan ama doğru düzgün şarkı yazamayan ve Madd Dogg'un sözlerini çalan, gangster olma çabasında sefil bir insan işte.
Frank Tenpenny ve Eddie Polaski: Pis işleri bize yaptıran iki tane akıllı geçinen polis. Adamımızı tehdit ederek onun belada olan başını iyice belaya sokuyorlar ki çetelerin birbirlerine girip kendi kendilerini yok etmelerini istiyorlar. Fazla yaşayacaklarını düşünmüyorum. CJ patlama noktasına gelecek elbet :).
Evet karakterlerden ve hikayeden kısaca bahsettikten sonra gelelim oyundaki büyük yeniliklere. o kadar çok ki nereden başlayacağım bilmiyorum. Oynadığım sıraya göre anlatmaya çalışalım.
I'm the real deal fool!
Los Santos, Los Venturas, San Fierro'dan oluşuyor mekanlarımız. San Fierro, San Francisco'dan gelmiş sanırım ve arama sonuçlarında sadece GTA ile ilişkili sayfalar buldum. Diğer ikisi hakkında ise epey bir bilgi mevcut. Çeteler ise Groove Street Families, The Ballas, Varios Los Aztecas, Los Santos Vagos, Da Nang Boys, San Fierro Rifa, Triads...
Ekranımızı tanıyalım. Harita, silah, kalkan (armor) ve saatten oluşuyor. Önceki GTA'lardan (GTA III, GTA VC) bir farkı yok. Ama L1 tuşuna bastığınız zaman sol alt köşede istatistikleri görüyoruz. Yeniliklerden biri bu. Çok güzel düşünülmüş. Burada adamımızın saygınlığı, kilosu, dayanma gücü, kuvveti, hızı gibi artış veya azalış gösterebilen barları var. Hepsi en sona dayanacak diye bir şey yok tabi ki. Stamina yani dayanıklılık ne kadar uzun olursa o kadar iyi. Bu sayede koşarak daha fazla yol katedebiliyoruz, hemen tıkanmıyoruz. Kiloyu ise ortayı geçmeyecek şekilde hatta belki de hiç artmayacak şekilde tutabilirsiniz. Daha çevik hareket edersiniz. Fiziksel göstergeler de diyebiliriz buna.
Respect, yani saygı çok zor yükseliyor. Yenilikler bununla kalmıyor. Dövme yaptırabiliyor ve saçlarımıza istediğimiz şekli (en azından listedekilerden) verebiliyoruz. Afro, amerikan tıraşı, örgülü (Iverson) gibi bir çok şekil mevcut. Bunlara sakal ve bıyık da ekleyin. Yaptırdığınız her şeyde saygınlığınız ve Sex Appeal yani çekiciliğiniz, cazibeniz biraz daha artıyor. Daha çok para kazandıkça daha pahalı dövmeler, daha şık saç modelleri yaptırın.
Bu sefer eski GTA'lardaki gibi öyle kalp şeklinde sağlık bulamıyoruz her yerde. Onun yerine restoranlar, fast-foodlar, tavuk burger, şiş kebap (ah keşke) gibi yerlere gidip istediğimiz herhangi bir menüyü seçip mideye indiriyoruz. Yedikçe sağlığımız artıyor ve aşırıya kaçarsak bu sefer de şişmanlamaya başlıyoruz. Ama merak etmeyin. Bunu bisiklet kullanarak ve bazen de depar atarak giderebiliriz.
Bisiklet mi dedim? Evet, artık GTA'da bisiklet de mevcut. Binerek gerçek hayattaki eski günlerinizi hatırlar gibi oluyorsunuz. Ayakta kullanarak ön kaldırmak çok zevkli. Yalnız çok şaha kalkarsak fırlıyoruz bisikletten. Düşüşler çok komik olmuş :) Yeri gelmişken söyleyelim. Bisikleti kullanırken hızlıca X'e basarsanız, köklersiniz. Şişmanlığınıza da çare bulmuş olursunuz; artı, bisiklet beceriniz de artmaya başlar.
Arabalara gelince: Şık ve detaylı yapılmış, aynı GTA III ve VC'deki gibi. En azından PS2 için. Eski GTA'lardaki arabalardan ve motosikletlerden ayrı yeni birçok model gelmiş oyuna. Hasar modellemesinde bir fark yok. Ama bu sefer virajları hızlıca alamıyoruz. El frenine asılırsak çok dönüyor ve direklere çarparsak araba dünyasını şaşırıyor. Viraj alırken biraz yavaşlayın derim. Kazasız belasız, düzgün kullanırsak Driving Skill (sürüş yeteneği) artıyor. Bu bisiklet veya motosiklet için de geçerli. Diğer bir yenilik arabamızı modifiye edebiliyoruz. NFSU kadar olmasa da yine de arabamıza oldukça şık bir görüntü verebiliyoruz. Ancak NFSU'da yüzebiliyor muyduk arkadaşlar? Bakın burada yüzüyoruz da; ohhh serin serin. Arabayla denize, nehire ya da göle uçtuğumuzda boğulmak yerine yüzebilmek ne hoş. X tuşu bu iş için var; ne kadar hızlı basış o kadar hızlı yüzüş. Her seferinde eleman taş yutmuş gibi dibe dalardı ama o ile dibe dalarak serinleyebiliriz heh.
Durun daha bitmedi. Üstümüze başımıza güzel elbiseler alarak da kendimize artı puan ekliyoruz. Seçebildiklerimizin içinde şapka, bandana, kot, ayakkabı, kolye, saat, tişört gibi şeyler mevcut. Adamımız giriyor kabine ve seçenekler geliyor karşımıza. X ile seçip kabinden çıkıyor şöyle aynaya bakıyor ve hoşumuza giderse yine X ile satın alıyoruz ve elbise direkt evimizdeki gardırobun yerini alıyor. Elbise satın aldıktan sonra "Saolun efendiiiiiim", "Tekrar bekleriiiizz", "Bu size çok yakıştııı" gibi lafları eden mayhoş sesli bir tezgahtar kız var. Güzel olsaymış iyiymiş de... bu biraz sinir :)
sırada vücut geliştirme var; Çok keyifli. Birkaç görevden sonra artık salona gidebilir duruma geliyoruz. Evimize çok yakın zaten. Biraz gezinti yaptıktan sonra... İşte içerdeyiz. Koşu bandı, dambıl, halter ve bisiklet gibi aletlerden herhangi birini ÜÇGEN tuşu ile seçiyoruz ve çalışmak istediğimiz kiloyu ya da hızı ayarlıyoruz. Koşu bandında ve bisiklette X'e var gücünüzle bas bas bas bas bas...(ayrıca bu esnada dijital tuşlardan sağ ya da sola basarsanız seviye artar) Dambılda ve halterde X ve o (önce X sonra o, önce X sonra o, önce X sonra o) hızlı bir şekilde kullanıyoruz. Bir de orada kum torbalarını döven bir amcam var. Onunla konuştuğumuzda eğer yeterince kas yapmışsak bizimle ringde dövüşmeyi kabul ediyor ve yeni dövüş hareketleri öğretiyor. Öğretiyor derken size vurmasını beklemeyin, direkt dalın :) Yenilmeyin yoksa hastanede her şeyinizi kaybetmiş başlarsınız. R1 tuşu ile rakibe kilitlenip yumruklarınızı savurun. Yeni hareketlerin nasıl yapıldığını zaten size anlatıyor.
Yo, OG Loc Indahouse!
Şimdi sıkı durun bomba geliyor... GTA 2'de de olduğu gibi artık yanımıza çete üyelerini alabileceğiz ve görevlere onlarla gidebileceğiz! İşte mükemmel bir özellik. Bunu nasıl yapacağız derseniz, mahallenizde dolaşan yeşil ceketli, bandanalı, ellerinde silahlar olan tiplerin yanına gidin ve R1'e basarak herhangi birini hedef alın sonra da yukarı yöne bir kere basarak bu adamı yanımıza alıyoruz. Analog çubuğundan, yani L3'ten bahsetmiyorum. Dijital tuşlardan yukarı yöne basmanız gerekli. Bu işlemi diğer adamlara da uygulayın ve göreve 4 kişi birlikte gidin. Tabi bir van ya da 4 kişiden fazla alan bir araç olursa sanırım bunu 5 de yapabiliriz. Ama o kadar fazla adam dolaşmıyor mahallede.
Yukarı ve aşağı tuş fark ediyor. Sağ ve sol da insanlarla konuşurken olumlu ve olumsuz cevap vermemize yarıyor. Bu arada öyle her zaman "Hadi moruk, gidelim işimiz var" diye çete elemanlarını çağırmamız, onların illa da bizimle gelecekleri anlamına gelmez :). Yapacak başka işleri varmış çünkü. Vay vay vay... Adam olmuş bizimkiler.
Yeniliklere devam. Bazı görevler var ki arabayla ya da kendiniz dans etmeniz gerekiyor. Arabayla nasıl olacak? Aynı NFSU'daki gibi arabamızı hop hop zıplatarak! İlk denemede başarısız olmuştum tabi olayı tam anlayamamıştım. Ama oynayınca çok zevkli geldi. Görev alanına geldikten sonra ne yapmanız gerektiği ekranda anlatılıyor ama biz açıklayalım. Ekranın ortasında en altta bir daire var ve oraya ekranın alt sağından gelen Kare, Üçgen, Daire, X veya Yukarı, Aşağı, Sağ ve Sol tuşlarını görüyoruz. Yapacağımız şey bu tuşlara ortadaki dairenin tam içine girdiği an basmamızdır.
Arka planda müzik çalıyor ve tuşlara müziğin ritmine göre ayak uydurarak basmak gerekiyor. Mesela CJ ile (arabasız) örnek verecek olursak; Bir şarkı düşünün. İki tane peş peşe Bum Bum bas, ardından da Tıs sesi geliyor. o sırada da ortadaki dairenin içine doğru gelen iki tane Kare yanyana ve bir tane de X (değişebilir) tuşu görüyoruz. Siz de o şarkı nerde Bum Bum, nerede Tıs ediyorsa kareye ve X'e de o an basacaksınız. Zaten bu olaylar da tam dairenin içinde oluyor. Arabada ise Yukarı, Aşağı, Sağ ve Sol (L3) yapmak gerekiyor. Şarkılar da çok güzel zaten. Bu tarz görevleri bitirmek için belli bir limit var ve onu geçmemiz lazım. Geçmeniz gereken miktar ekranda gözüküyor ve siz hatasız devam ettikçe artıyor. Rakipleriniz de çok kötü değil bu arada!
İşte oyunumuz bu tarz çok farklı görevler içeriyor. Zaten her GTA oyunu, bir öncekine göre çok fazla yenilik içeriyor. Merak ediyorum bundan sonra ne olacak diye. Yaptığımız görevler arasında sadece silah kullanmak da var. Aracı başka bir elaman kullanıyor. Çok hoşuma giden sahnelerden bir-ikisini de anlatayım: Treni bir kros motorla takip ettiğimiz görev var. Arkanızda ise Big Smoke. Trenin üstünde diğer çetelerin üyeleri var ve bunları indirmeye çalışıyoruz. Uzun süren tren takibi, tünele girerken karşı yönden gelen diğer tren ile adrenalini yüksek bir ana dönüşüyor. Yapmanız gereken soğukkanlı olmak :) İki tren arasında direksiyonu düz tutmaya çalışmak. "Of o neydi beea" diye söylenerek adamları şişlemeye devam ediyoruz. Sonunda trendeki malları araba yüklüyoruz ama bir de bakmışız diğer çete peşimizi bırakacak gibi değil. Mallarla yüklü arabadan kaçarken takip ediliyoruz ve yüklediğimiz malları alarak bizi takip edenlere fırlatıyoruz! Gerçekten son derece zevkli bir görev.
Başka bir örnek daha vermek gerekirse, tam Terminator II'yi yaşatan bir sahne mevcut. Bu görev de yine Big Smoke ile beraberiz. Bu adam da tam action adamı kardeşim. BS ile birlikte binayı basarak katliam yapıyoruz ve oradan kaçarken yine peşimize motorlu, arabalı tipler takılıyor. Siz de, BS motoru sürerken arkanızdakileri indirmeye çalışıyorsunuz ve ilerledikçe trafikte kazalar, patlamalar oluyor ve bu işe çok büyük heyecanlar katıyor. Bir sahne var ki T2 birden gözümün önüne geldi. o da John Conner'ın kanalda kros motoruyla durarak T-1000'i atlattığını düşündüğü an, T-1000'in köprüden araba taşıyan tırla kanala atlaması ve peşine düşmesi. Burada tek fark biz durmuyoruz tabi, kaçıyoruz :). Tır köprüden atladıktan sonra takibe katılıyor haliyle. Gerçekten harika sahneler ve "Vay bee", "süper yaa" demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Tam gaz devam... Bir görev sonucunda kızın tekini kurtarıyoruz ve aramızda bir ilişki başlıyor! Evet, sevgilimiz oluyor oyunda. Sizin mahallenize yakın oturuyor zaten ve haritada kalp şeklinde çıkıyor. Bu hatunla birlikte barlara, restoranlara gidebilir, güzel vakit geçirebilirsiniz. Günün belli saatlerinde oluyor (genelde akşamdan sonra) ve kapının önüne geliyorsunuz, alıyorsunuz, istediğiniz yere gidiyorsunuz romantik bir gece geçirmek için :). Ayrıca sevgilinize çiçek de ***ürebilirsiniz. Çiçeği L1 tuşu ile verebilirsiniz. Değişik yerlerde çıkıyor çiçekler. Unutmadan L1 ile sevgilimizi öpüyoruz da. ;) canım benim.
'right baby, I'm down!
Görevlere bir de "Splinter Cell" misali görevler de eklenmiş. Yani sessiz olmamız lazım. Bunun için L3 tuşuna basarak yavaşça ilerliyoruz ve alacağımızı aldıktan sonra kankamız Ryder'ın kullandığı vana yüklüyoruz, sonra içerde geri kalanları da toplayarak buradan gün doğmadan önce ayrılıyoruz. Evin içinde hızlı hareket ettiğinizde ya da kapıları hızlı bir şekilde açtığınızda gürültü-metre artıyor ve sona dayandığı zaman ev sahibi uyanıyor. Aman dikkat. Çok sabır isteyen bir iş. Diğer görevlerde ise düşmanlarımızı sessizce indirmek için arkasındayken o tuşuna basıyoruz (bıçak seçiliyken) ve... Boğazkesen seni...
-Aah be cepte de para kalmadı...
-Bi gideyim ben şu bizim ganyancı Osman abiye...
At yarışı! Makinenin önündeyken Üçgen'e basarak ve karşımıza gelen ekranda beş tane beygir/aygır/stallion/vs. bulunuyor. Bunların yanında da 1'e kaç verdikleri yazıyor. Herhangi birini X'le seçip sağ taraftaki menüye geçerek buradan da ne kadar para yatıracağımızı seçiyoruz. 1/9 seçip 1000$ yatırırsanız kazandığınız takdirde 9000$ alıyorsunuz. Ayrıca bazı dükkanlarda atari oyunları da mevcut. Yine atarinin önündeyken Üçgen'e basıyoruz ve başlıyoruz oynamaya. Oyunlar çeşitlilik gösteriyor. Ama eski karakutu tarzı oyunlar. Bir Doom3, FarCry beklememek lazım :). Ama GTA 1 ya da 2'yi koysalardı nasıl olurdu acaba? Ufacık bir şehirde terör estirmecesine. Bence süper olurdu yahu. Akıllarına gelmiş midir acaba?
Oyunda ilerledikçe yeni karakterler çıkıyor ve bunlardan görev almaya başlıyorsunuz. Bir yandan da senaryoda ilerliyorsunuz tabi. Mesela Cesar'ın kız kardeşiyle, Catherina ile tanışıyoruz. Ardından Cesar'ın kulakları çok fena şekilde çınlıyor! Allah kimsenin başına böyle bir kadın vermesin :) Bunu The Truth, Wu Zi Mu gibi karakterler takip ediyor.
Fotoğraf makinesinden söz etmiş miydim? Evimizde ikinci katta yatağımızın yanında duruyor kendisi. R1 ile çekeceğimiz yere geliyoruz, o ile resim çekiyor ve dilersek L1 ile resim çekerek, resmi kaydedebiliyoruz. Fotoğraf kullanmak zorunda olduğunuz görevlerde önce o ile resmi çekin ve ardından da işinizi garantiye almak için L1 ile çekin. Her ne kadar o ile yapmış olmanız yeterli olsa da dediğim gibi garantiye alın kendinizi. Görev bittikten sonra da silin. Bunun için Start'a ve ardından Gallery'e gelerek istediğiniz resmi önce X ile seçip ardından delete diyerek silebilirsiniz.
Hatırlarsınız, eski GTA'larda 100 tane bulmamız gereken şeyler vardı. Değişiklik gösteriyordu bu. GTA SA'da ise bunun yerini oyun boyunca duvarlarda göreceğimiz spreyle yazılmış yazıları (çetelerin isimlerinin bulunduğu) bularak kendi z-Groove Street yazısını üstüne boyamak olacak. eğer elinizde sprey yoksa bunu evden alabilirsiniz. R1 yaparak yazıyı hedefe alıyor ve o ya da L1 ile boyuyoruz. 100 tane canım, bir şey değil ki :).
Müziklere gelince. Oyunla son derece uyuşmuş müzikler mevcut yine. Gerçekten çok iyi seçiyor yapımcı abiler. Buradan oyun içinde hangi müziklerin çaldığını görebilirsiniz. Sonrasında ne yapacağınızı biliyorsunuz zaten :)
Kontroller
GTA'yı daha önce konsolda hiç oynamadığım için bazen adamı kontrol etmek insanı çileden çıkarabiliyor. En azından benim için. Çileden çıkarıyor demiştim. PC'de oynarken mouse ile hedefleri çok kolay bir şekilde seçebiliyordum tabi. PS2'ye gelince biraz alışmak ve alışana kadar da ağzımdan epey bir kötü sözcük çıkması kaçınılmaz oldu.
Kontrolleri değiştiremediğimizi önce baştan belirtelim. Karakteri sadece analog (L3) ile yönlendiriyoruz. Dijital yön tuşlarının, diğer elemanlarla konuştuğumuzda sadece olumlu ve olumsuz cevap vermemizi ve çeteyi yönlendirirken de bizi takip edip etmemelerini sağlıyoruz. Silah çektikten sonra (R1) eliniz ayağınız dolaşmasın diye o'dan ayrı L1 ile de ateş edebiliyoruz. Bu çok yararlı. Çatışmada eciş bücüş olmak zorunda kalmıyoruz. R2 ve L2 ile de hedef seçiyoruz sağ ve sol olarak. Hedef seçiliyken adamımız yürüdüğü sırada silah hep ona doğrultulmuş oluyor ve adam öldükten sonra hedef sapıtıyor böyle nereye gittiğini şaşırıyor insan.
Silah doğrultmadığımız zamanlarda ise R2 ve L2 ile silah değiştiriyoruz. Herhangi bir aracı arkadaşımız kullanıyor ve sizin de ateş etmeniz gerekiyorsa mouse'u çok arıyor insan. Bunlar tabi her oyunda olan ufak tefek zorluklar. Ama bazen sırf bu yüzden oyunu aldığınıza, oynadığınıza lanetler ediyorsunuz bazen de ağzınız kulaklarınıza varıyor. İkinci dediğim daha çok merak etmeyin :). Start'a basarak Galeri, Kontroller, Harita, İstatistikler gibi bilgileri görüyoruz. Haritada o tuşu ile varmak istediğiniz yeri işaretleyerek gitmeniz, işinizi çok kolaylaştırıyor, artı, haritada hedefi gezdirdiğiniz yerlerin isimleri çıkıyor. Çok gelişmiş. Ayrıca mesela görevi tamamladık ve kaydetmeye gidiyoruz ve yolda spreyle boya yapılacak yazı görüyoruz, "aaa sprey yok!". Neymiş efendim bu tarz bir eşya olursa diğeri olmuyormuş. Bunun yerini de fotoğraf makinesi alıyor. Eksi işte. Ufacık kutu, dursun yanımızda ne olur sanki? Elin bilim adamı cebinde 500 kilo silah taşıyor...
GTA SA'da mükemmel yenilikler mevcut. Oyundan asla sıkılmıyorsunuz. Dediğim gibi bir kaç görev insanı deli ediyor. Ama geçince de "işte ben buyum! ROAAAR YAKLAŞMAYIN" oluveriyorsunuz hemen. Banka soymaktan paraşütle atlamaya, uçak kullanmaktan tır çalmaya kadar birçok yeni görev sizleri bekliyor. Sokakta ve pistteki yarışlar, askeri üsteki katliamlar sizi ekrana kilitleyecek. İyi de bir ses sisteminiz varsa işte o zaman keyfinize denecek yok. Pro Logic II destekliyor kendileri.
Hepinize bol oyunlu günler diliyorum...
-Hey in o lanet olası arabadan...Küüüt!!! -Ahhh!!!
-Arabana ihtiyacım var. Alt tarafı bi araba işte. -Ama...
-Küüüt!! İyi misin? Umarım değilsindir.
-Şunun kılık kıyafetine bak! Sana güzel bir tişört lazım tatlım...
Biri Sex Shop mu dedi..? Demedi değil mi...